Boşanmalar artıyor, evlilikler azalıyor! Mutlu ve huzurlu bir aile olmak için işte bunlar yapılmalı!

Türkiye’de evlilik oranlarında ciddi bir azalma, boşanma oranları da gün geçtikçe artıyor. Toplumun temel taşı olan ailede huzur ve mutluluğun sağlanmasına ilişkin yeniakit.com.tr’ye konuşan Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Emine Büşra Çarhoğlu, “Mutlu ve huzurlu bir aile olmak için öncelikle güven ortamının oluşturulması çok önemlidir. Ailede bütün bireylerin sorumluluk alması gereklidir.” dedi.

Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Emine Büşra Çarhoğlu, mutlu ve huzurlu bir ailenin oluşması için yapılması gerekenleri açıkladı.

“Mutlu bir yaşam sürmek her insanın arzusudur”

Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Emine Büşra Çarhoğlu, aile ortamında huzurun çok önemli olduğuna dikkat çekerek “Mutlu bir yaşam sürmek her insanın arzusudur. Toplumun temel taşı olan aile kurumunda huzur ortamının olması bireye dengeli ve düzenli bir yaşantı sağlarken, psikolojik açıdan sevilme, beğenilme, aidiyet hissetme, değerli olma duygularını besler.

Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı, psiko-sosyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir.” şeklinde konuştu.

“Güven ortamının oluşturulması çok önemlidir”

“Mutlu ve huzurlu bir aile olmak için neler yapılmalıdır?” sorusuna cevap veren  Emine Büşra Çarhoğlu, şunları söyledi:

“Öncelikle güven ortamının oluşturulması çok önemlidir. Bireyler kendilerini aile içinde güvende hissetmek ister. Bu duygu aile ortamında kazanılması gereken en önemli duygulardan biridir. Çocuğun ev içinde güven altında olması, yaşına uygun içerik (gazete, dergi, internet, tv) ortamının sağlanması düşünülerek ev ortamı gerekiyorsa yeniden yapılandırılmalıdır.  Yemeğin televizyon karşısında yenilmesi, şiddet haberleri ve travmatik hikayelerin anlatıldığı programlar çocukları ve gençleri olumsuz şekilde etkileyebilir. Güven duygusunu evde hissedemeyen çocuk ailenin dışında bu duyguyu aramaya yeltenebilir, ya da olumsuz davranışlarında bulunabilir.”

“Kendini kanıtlama ihtiyacı duyar”

Evliliklerde ‘değersiz hissetme’nin yuvaya çok ciddi zararlar verdiğine dikkat çeken  Emine Büşra Çarhoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aile içindeki etkileşim çocukları ‘değerli’  ya da ‘değersiz olma’ duygusuna götürür. Değerli hissetme gereksinimi aile içinde yerine getirilmezse çocuk farklı yollarla bu duyguya erişmeye çalışır. ‘Ben değerliyim’ duygusunu aile içinde tadan birey kendisini kanıtlama ihtiyacı duymayacaktır.”

“Kendilerine dahi güvenmekte zorluk yaşarlar”

Aile ortamında bireylerin dayanışma içinde olmasına ilişkin de konuşan  Emine Büşra Çarhoğlu, “Güven duygusunun ve dayanışmanın sağlandığı ailelerde birey dış ortamda karşı karşıya geldiği stres faktörlerinden daha az etkilenir. Güven duygusunun hakim olduğu aile dış dünyanın sorun ve kaygılarından kendisini koruyabilir. Bu aile yapısına sahip olan bireyler kendilerine olduğu gibi çevrelerine de güven duyarlar.  Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenmekte zorluk yaşarlar.” dedi.

“Herkes sorumluluk almalı”

Emine Büşra Çarhoğlu, ailede sorumluluk bilincinin de çok önemli olduğuna vurgu yaptı ve şunları söyledi:

“Sorumluluk duygusu zamanla ve aile sistemi içinde gelişmeye başlar.  Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk alıp bu duyguyu paylaşır. Çocuklara da yaşlarına uygun sorumluluklar verilmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan anne ve babalar; gelecekte kendi yaşamını biçimlendirmekte zorlanan, sürekli başkalarının yönetiminde olan, onay bekleyen bireyler yetiştirirler. Bu aile dinamiğinde yetişmiş bireyler hayatlarında gelişen durum ve olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutma eğiliminde olabilirler.”

“Sorumluluk erken çocukluk döneminde başlamalı”

Çocuklar başta olmak tüm bireylerin sorumluluk duygusu kazanması gerektiğine değinen  Emine Büşra Çarhoğlu, şöyle konuştu:

“Sorumluluk erken çocukluk döneminden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermekle başlar. İki buçuk yaşından itibaren çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, kendi yatağında yatmasına zemin hazırlamak sorumluluk konusunda çocuk için destekleyicidir. Böyle bir aile ortamında yetişen çocuk kendi hayatını yönetmesini öğrenir. ‘Helikopter anne-baba’ olmak çocuğu kanatları altında büyütmek çocuğun bağımsız bir birey olmasının önünde  engeldir.

Çocuğun yakın çevresinden sosyal kabul görmeye ihtiyacı vardır. Bu ortamın oluşturulması için de çocuğa fırsat vermek gerekir. Dilediği gibi giyinen, giysisini kendi seçen, yemeğini baskısız şekilde yiyen, kişiliğine saygı gösterildiğini gören ve kendini özgürce ifade edebilen çocuk ‘ben değerliyim’ diye düşünür.”

“Hayatta en büyük zenginlik…”

Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Emine Büşra Çarhoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

Aile ortamı huzur ve mutluluk ortamıdır. Doğru bir şekilde gereksinimlerin karşılanması mutlu bir aile ortamı sağlar. Hayatta en büyük zenginlik; mutlu bir aileye sahip olmaktır.”

Bir yorum bırak
Mail adresiniz kimseyle paylaşılmayacaktır.